“Blues’un nereden geldiğini bilmek istiyorsun. Blues, katırın arkasında doğdu.” Blues şarkıcısı Booker White’ın sözünü buraya bırakıyorum. Birazdan bu söze döneceğim.
Giriş
Konumuz blues ve arabesk müzik türleri. Bu ikisi arasındaki ilişki nedir? Bazılarınız duymuştur, Amerika’nın Arabesk’i Blues diye geçer. İki türü de dinleyenler bilir ki ikisinin de hissettirdikleri oldukça farklıdır. Blues için zaman zaman gayet neşeli fakat genelde hüzünlü diyebilsek de Arabesk için söyleceklerimiz kifayetsiz kalır. Arabesk müzik genel itibariyle oldukça sitemkar, kahredici ve insanı çözümsüzlüğe iter vaziyettedir. Türkçemizde bu duyguları karşılayan herkesin bildiği bir kelime bulunamamış olacak ki Arabesk kelimesi bir duyguyu, durumu anlatır gibi anlam genişlemesine uğramıştır. Arabesk artık bir müzik türü değil, bir duygu ve aynı zamanda hayat görüşüdür.
Vardıkları nokta düşünüldüğünde arabesk ve blues’un benzer kökenlere sahip olduğu söylenebilecekken niye son halleri insana farklı duygular yaşatmaktadır? Okuyacağınız yazı, bu farkın iki toplumun hüzne bakış açısından kaynaklandığını savlamaktadır. Amerika özelinde batı uygarlığı hüznü, günlük yaşamlarından olduğunca uzaklaştırmaya çalışmakta fakat Türkiye vatandaşları hüznü nefes alıp vermek gibi yaşamın parçası görebilmektedir.
Batı Uygarlığında Hüzün
Önce batı uygarlığıyla başlayalım. Batı uygarlığının dünyaya yayıldığı yer olarak Avrupa’yı aldığımızda, Reform hareketleriyle beraber ciddi bir hayat görüşü değişimini görürüz. Bu görüş değişimi çalışma hayatına dairdir. Antik Yunan’dan beri küçümsenen, Hristiyanlıkça aşağılanan çalışmak, iş yapmak, üretmek reform hareketleriyle değişikliğe uğruyor: Protestan ahlakı doğuyor. Protestanlara göre çalışmak ibadet haline geliyor.
Bu mezhebin çalışmayla ilgili öğretileri(hedef belirleme, hedefi sürekli hatırlatma, esnek ve istikrarlı olma gibi) Ben Franklin’in(1706-1790) Autobiography(Otobiyografi) eseri aracılığıyla Avrupa’da iş yaşamına ardından gündelik hayata aktarılır. Bu aktarım çağımızda kişisel gelişim kitaplarıyla yapılmıştır. Tabi her kişisel gelişim kitabı bu öğretileri aktarıyor denilemez. Örnek vermek gerekirse Anthony Robbins’in 1992 tarihli kişisel gelişim kitabı İçindeki Devi Uyandır bu öğretileri iyi formule etmiş sayılabilir.
Bu öğretilerin en başta uygulanmasının sebebi neydi? Çünkü Avrupa’da üretim,ticaret ve sanayi gelişiyordu. İnsanlar bu işlerinde başarılı olmak için öğretilere göre çalışmaya başladılar. Ben Franklin’in şu öğüdü size tanıdık gelecektir: “Her zaman faydalı bir şeyle meşgul olun. Tüm gereksiz hareketlerden kaçının”. Franklin’den etkilenerek yazdığı İçindeki Devi Uyandur kitabında Anthony Robbins gereksiz hareketler kapsamına negatif hisleri de katmaktadır. Her negatif his için bir panzehir bulmayı öğütlemektedir.
Bu ilkelerin yüzyıllar boyunca benimsenmesinin sebebi, kapitalistleşen Avrupa’nın insanları kazanç için güdülemesiydi. İnsanlar hergün saatlerce çalışmalı ve bu çalışmalardan en çok verimi almaydılar. Bu ilkeler önce Protestan ülkelerde kendine yer bulsa da etkili olduklarını gören diğer Avrupa ülkeleri de bu değerleri benimsediler.
Bu ilkeler ile negatif duygular işleri aksattığı gerekçesiyle gereksiz kabul edildi ve bunlardan kurtulmak için reçeteler bulunmaya başlandı. Bir süre sonra bu duygulara günlük hayatta hiç yer kalmaz oldu. Bu duyguların, örneğin hüznün, ortaya çıkması normal değil, iyileştirilmesi gereken anormallikler olarak görüldü. Avrupa’daki bu anlayış, kolonisi Amerika’da da kendine yer buldu, zira Amerika da hızla kapitalistleşmişti.
Osmanlı Ve Türkiye’de Hüzün
Batı uygarlığını burada bırakıp bizim topraklara geliyorum. Osmanlı Devleti, hiç bir zaman Avrupalı devletler gibi kapitalist olmadı, olamadı-Bu cümleyi kötü bir şey gibi söylemiyorum, yapılmış bir tespiti tekrarlıyorum-. Bu yüzden Anadolu halkları arasında günlük hayatı sürekli çalışmaya dayanan, karını ençoklaştırmak için yaşayan nesiller yetişmedi. Müslüman tebaada çok az, gayrimüslim tebaada daha çok sayıda bu tip insan vardı, fakat bu öğretiler kitleselleşemedi. Sonuç olarak Anthony Robbins’in ileride sistematikleştireceği öğretiler Osmanlı Devleti’nde kendine geniş bir taban bulamadı.
Zamanı geldiğinde Cumhuriyet ilan edildi. Ülkeyi uygar dünya düzeyine çıkarmak amaçlandı ve bunun için batıdan bir çok sistem, öğreti ülkeye getirildi. Bu öğretilerin asıl amacı ülkenin refah düzeyini arttırmaktı. Ben Franklin’in öğütlediği çalışma etiği de bunlardan biriydi. Lakin bu çalışma etiği, ülkemizin tamamına yayılamadı.
Bu çalışma etiğinin yayılmadığı yerlerde durum neydi? Hüzne bakışları nasıldı? Bunun için İslam’da hüzün anlayışına bakmak şimdilik yeterli olur kanısındayım. Hz. Muhammed’e ‘Hüzün Peygamberi’ denmesi, “Ben kalbi kırıklarla beraberim” hadisi, İslam toplumlarında hüznün kabul edilen, bağra basılan bir duygu olduğuna dair fikir verir. Tasavvufta hüzne ayrılan geniş literatüre burada girmiyorum. Batı uygarlığının son durumunun aksine hüzün bize nefes kadar yakındı ve hala yakındır.
Blues’un Ortaya Çıktığı Koşullar
Bu yazının kısa bir deneme olması sebebiyle Blues’un ortaya çıktığı koşulları ayrıntılı incelemeyeceğim. Kısa bir kaç cümle ile geçiştireceğim.
“Blues’un nereden geldiğini bilmek istiyorsun. Blues, katırın arkasında doğdu.” Booker White’ın sözü şu anlama geliyor: Blues köle olarak ya da köle gibi çalışan siyahilerin bir ürünüydü. O siyahiler anavatanları Afrika’dan getirdikleri müzik anlayışlarını yeni vatanlarında icra ediyorlardı. Tarlalarda, trenyolu inşaatlarında, kiliselerde, müzikli mekanlarda kendilerine özgü müziklerini icra ediyorlardı. Bir zaman sonra bu müzik beyazların dikkatini çekti ve beyazlar bu müziği sevdiler.
Yazının bu noktasında şu varsayımı yapacağım: Siyahi vatandaşlar, bir noktadan sonra müziklerini beyazların seveceği biçimde geliştirdiler. Yani, popüler olan müzik beyazların katlanabildiği kadar hüzün içeren müzikti. Kaydı yapılan, dağıtılan, tekrar üretilen, satılan, dinlenen müzik beyazların hüzünden azade hayatlarını zorlamayacak kadar ince bir hüzün içeren müzikti.
Bu yüzden Amerika’da hüznün müziği denilen Blues, bize o kadar ağır gelmez, hatta zaman zaman oldukça neşeli bile gelir.
Arabesk’in Ortaya Çıktığı Koşullar
Arabesk’i ortaya çıkaran veya geliştiren koşullar köyden kente büyük göçlerle hazırlanmıştır. Köyden kente çalışmaya gelen insanlar, kentlerdeki hayat karşısında çaresizliklerini, ümitsizlikleri arabesk şarkılar yardımıyla anlatmışlar ve büyük oranda kabul de görmüşlerdir. Hüzün zaten günlük hayatta onlarla beraber yaşadığı için, bu müzikteki acı seviyesi de çoğu kez hüzün sınırlarını aşmış ve daha ağır şarkılar oluşmuştur. Çünkü, şehirde tutunmaya çalışan insanlar, yaşadıkları zorlukları ancak bu kadar ağır acılı müziklerle anlatabilmişlerdir. Zaten sevinçliyken bile içinde az bir hüzün barındıran kimseler yeni zorlukları daha ağır acıları taşıyabilen Arap melodilerini kullanarak anlatabilmişlerdir.
Sonuç Yerine
Blues ve arabesk türlerinin ortaya çıkmaları benzer biçimde ezilen kesimlerin topraklarından koparılmaları ile olmuştur. Fakat ortaya çıktıkları toprakların hüzne bakış açıları içerdikleri acının miktarını arttırmıştır.
03.11.2015
Burak ATAY